Çelik Sektöründe Arz Fazlası Küresel Enerji Krizini Derinleştiriyor

Küresel çelik üretim kapasitesi talepten çok daha hızlı artmaya devam ediyor ve bu durum enerji krizini derinleştiriyor.

4 dk okuma 43 görüntülenme
enerji krizi

Uluslararası Ekonomi Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan "Çelik Görünümü 2026" raporunda, küresel çelik sektöründe yaşanan kapasite fazlasının enerji kriziyle olan ilişkisi ortaya kondu. Raporda, talep daralmış olmasına rağmen üretim kapasitesinin istikrarlı şekilde artmaya devam ettiği ve bu dengesizliğin enerji kaynakları üzerinde artan baskıya yol açtığı vurgulandı. Öte yandan, Türkiye'nin ihracatı 2025'te yüzde 2,9 artarak 17,5 milyon tona çıkması ve küresel ticaretteki payını yüzde 5,4'e yükseltmesi, sektörde Ankara'nın konumunu güçlendirdi.

İçindekiler

Küresel Arz Fazlası Boyutları

OECD'nin analiziyle göre, 2024 yılında küresel atıl üretim kapasitesi 640 milyon tona ulaştı ve bu rakamın 2028'e kadar 745 milyon tona yükselecek olması bekleniyor. Söz konusu fazla kapasite, tüm OECD ülkelerinin mevcut yıllık çelik üretiminin yaklaşık 320 milyon tonunu aştığında, sektördeki dengesizliğin boyutları daha iyi anlaşılıyor. Küresel çelik talebinin, 2026 ile 2028 arası sadece 34 milyon ton artması beklenirken, üreticilerin aynı dönemde 139 milyon tonluk yeni kapasite eklemeyi planlaması bu çelişkiyi somut hale getiriyor.

Çin Etkisi ve Sübvansiyon Derinleşiyor

OECD raporuna göre, küresel çelik fazlasının yüzde 54'ü Çin kaynaklı ve bu oran her geçen yıl artıyor. Pekin yönetiminin çelik üreticilerine sağladığı sübvansiyon, 2019 yılından bu yana neredeyse iki katına çıkarak OECD ülkelerindeki üreticilerin aldığı destek miktarının 15 katına ulaştı. 2024'te bir Çin çelik şirketi, toplam varlıklarına oranlandığında, diğer bölgelerdeki üreticilere kıyasla 15 kat daha fazla kamu desteği aldı. Bu mali avantaj, Çinli üreticileri uluslararası pazarlara dampingli ve sübvansiyonlu ürün satışı yapmaya yönlendiriyor.

Nitekim Çinli çelik üreticileri 2025'te rekor düzeyde 131 milyon ton çelik ihraç etti; bu 2020 yılına kıyasla yüzde 153'lük bir artış anlamına geliyor ve Avrupa Birliği'nin o yıl toplam çelik üretimini dahi geride bıraktı. Çin'in iç pazarındaki talep yavaşlaması, üreticileri ihracat pazarlarına yönlendirmiş; bu durum, uluslararası çelik ticaretinin yapısını temelden değiştirdi.

Enerji Maliyeti ve Kapasite Krizi

Rapora göre, hammadde arzı üzerindeki artan baskılar ve enerji girdilerindeki yükselmeler, küresel çelik sanayisinin kârlılığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Kapasite fazlası sürdüğü sürece, fiyatlar aşağı yönlü baskı altında kalacak ve üretim maliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturan enerji giderleri, sektörün marjlarını erimesine neden olacak. OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, zararlı sübvansiyonlar ve piyasa dışı uygulamaların adil rekabeti imkânsız hale getirdiğini belirtti.

Türkiye'nin Başarısı ve Bölgesel Fark

Aynı dönemde küresel pazardan gerilemek yerine Türkiye çelik ihracatında yüzde 2,9 artış sağlayarak stratejik bir başarı elde etti. Avrupa'nın toplam ihracatı yüzde 19,4 düşerek 50 milyon tona gerilirken, Türkiye ihracatını artıran ülkeler arasında öne çıktı. AB ve İngiltere'nin kombinasyon ihracatı yüzde 9,2 azalışla 22,8 milyon ton olarak gerçekleşti. Bu veriler, Ankara'nın üretim verimliliği ve pazarlama kapasitesinin bölgesel rakiplerden daha güçlü olduğunu gösteriyor.

OECD tahminine göre, küresel çelik talebinin 2030 yılına kadar yıllık ortalama sadece yüzde 0,9 artacağı öngörülüyor. Bu dönemde Asya ve Afrika kaynaklı büyüme beklense de, Hindistan'ın üretimini 40 milyon ton, ASEAN ülkelerinin ise 30 milyon ton artıracağı tahmin ediliyor. Buna karşılık Kore ve Japonya'da üretim gerilemesi öngörülüyor. Çin'de talebin 2025'te yüzde 6,9 azalarak 830,94 milyon tona, 2026'da ise yüzde 0,6 düşüşle 826,22 milyon tona gerilemesi bekleniyorsa da, ülke dünyanın en büyük üreticisi olmayı sürdürecek.

Beklentiler ve Risikler

Kapasite fazlasının kalıcılığı konusunda kaygı taşıyan uluslararası kuruluşlar, bu durumun yerli çelik sanayilerinin kârlılığını ve uzun vadeli sürdürülebilirliğini zayıflatabileceğini uyarıyor. İnşaat, savunma ve enerji altyapısı gibi stratejik sektörler için kritik önem taşıyan çeliğin, kapasite krizinin derinleşmesiyle ithalatçı ülkelerin bağımlılığını artıracağı değerlendiriliyor. Adil rekabet koşullarını yeniden tesis etme çabalarının, ticari tedbirlerin arkasından dolanılması nedeniyle etkisizleştiğine dikkat çeken OECD, uluslararası düzeyde koordineli çözümlerin gerekliliğini ortaya koyuyor.

Küresel çelik arz fazlası neden enerji kriziyle bağlantılı?+
Çelik üretimi yüksek enerji tüketimi gerektiriyor. Kapasite fazlası, fiyatları düşürerek üreticilerin marjlarını erimesine neden olur; bu durumda enerji maliyetleri sektör ekonomisinde daha büyük yük haline gelir. Ayrıca, fazla üretim için daha fazla enerji kaynağına ihtiyaç doğruyor ve küresel enerji kaynakları üzerinde baskı artıyor.
Çin neden bu kadar çok çelik ihraç ediyor?+
Çin'in iç çelik pazarı yavaşlamış olmasına rağmen, Pekin yönetimi üreticilere 2019'dan bu yana neredeyse iki katına çıkan sübvansiyon sağlıyor. Bu mali destek, Çinli şirketleri düşük fiyatla uluslararası pazarlara ürün satmaya teşvik ediyor. 2025'te 131 milyon tonluk ihracat, devlet destekli üretim kapasitesinin doğrudan sonucu.
Türkiye neden bu ortamda ihracatını artırdı?+
Türkiye 2025'te çelik ihracatını yüzde 2,9 artırarak 17,5 milyon tona çıkardı. Avrupa rakipleri yüzde 19,4 gerileme yaşarken, Türkiye'nin üretim verimliliği, lojistik avantajları ve Orta Doğu ve Afrika pazarlarına yakınlığı, ülkenin küresel ticarette payını artırmaya yardımcı oldu.
Atıl kapasite nedir ve 2028'de ne olacak?+
Atıl kapasite, kullanılmayan üretim kapasitesidir. OECD'ye göre 2024'te 640 milyon ton olan atıl kapasite, 2028'e kadar 745 milyon tona yükselecek. Bu rakam, tüm OECD ülkelerinin yıllık çelik üretiminin yaklaşık 320 milyon tonunu aştığında, küresel sektördeki dengesizliğin ciddiyeti ortaya çıkıyor.
Kapasite krizi hangi sektörleri etkileyebilir?+
İnşaat, savunma sanayi, enerji altyapısı ve otomotiv gibi stratejik sektörler çeliğe bağımlıdır. Kapasite krizinin derinleşmesi, bu sektörlerin ülke içi üreticilere olan bağımlılığını azaltacak, ithalatçı ülkeleri dış kaynaklara bağımlı hale getirecek ve ulusal üreticilerin kârlılığını ciddi şekilde zayıflatabileceği değerlendiriliyor.

Bülten Aboneliği

Haftada bir, teknoloji ve dijital dünyadan seçtiklerimiz e-postanda. Spam yok, sadece içerik.

Benzer Haberler

Yorumlar

0
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap!